Bodrum Tarihi

Leave a comment


Bodrum ülkemizin çok güzel ve turistik bir ilçesi olarak bilinmektedir.Bölge sadece turistik bölge değil aynı zamanda büyük
bir tarihe sahiptir.Bu bölge ilk yerleşimden günümüze kadar bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır.Bölgenin bu kadar çok
ilgi gören bir yerleşim bölgesi olmasının en büyük nedenleri iklimi bölgedenin doğal güzelliği ve bölgedeki su kaynaklarıdır.

Bölgenin eski adı Halikarnassos’dır. M.Ö yaklaşık olarak 484 yılında doğan ve büyük tarihçi olarak bilinen Herodot’un yaşadığı
şehirdir ve Herodot bölge için Karya ve Legler ile birlikte ilk yerleşim birimi olarak gösterilmektedir.

Bölge zamanın güçlü ülkelerindne olan Dorlar’a da ev sahipliği yapmıştır.Dorlar zamanındada bölgenin adı Halikarnassos olarak
bilinmektedir.

Bölge Dorlar’dan sonra Perslerede ev sahiliği yapmıştır.

Bodrum en parlak dönemini millattan önce 300’lü yıllarda yaşamıştır.

Bodrum tarihte bir çok devletin himayesi altına girmiştir.Bölge M.Ö 190 yıllarında Romalılar’ın eline geçmiş fakat zamanın
koşulları nedeniye fazla bir gelişme gösterememiştir. M.S ise Bizansların eline geçmiş ve 11. yüzyılda ise Türkler’in eline
geçmiştir.

Bodrum ait olduğu önemi anca 1960’lı yıllarda kazanmıştır.Daha önceki tarihlerde bölge bir balıkçı kasabası olarak görülüyordu.
Daha sonra 1970’lerde bölge 1. Turistik Bölge olarak ilan edildi ve hızla gelişmeye başladı.

Advertisements

KAPLICADA DAMLA (GUT) HASTALIĞI TEDAVİSİ

Leave a comment

KAPLICADA DAMLA (GUT) HASTALIĞI TEDAVİSİ
Gut hastalığında vücutta ürik asit birikir, bu maddede böbreklerde taş oluşmasına neden olur, kaplıca tedavisi gut hastalığının tedavisinde etkilidir. Tıp dilinde “Mikris” adı verilen bu hastalığın belirtileri şöyle sıralanabilir :Genellikle ayak baş parmağında aniden gelen ağrı ve sancı ile kendisini belli eder. Parmaklarda parlak bir kızarıklık görülür.Sonra el başparmakları, diğer parmaklar, diz kapakları, el bilekleri ve dirseklerde ağrı ile birlikte şişlikler başlar.Hastada hafif ateş ve iştahsızlık görülür.Tedavi edilmemesi halinde hastalık kronikleşir.Eklemlerde şekilsizlik ve ürik asit kristalleri birikimi olur. Eklemlerde ürik asit kristallerinin birikmesi sadece Gut hastalığında görüldüğünden “Romatizma” ile karıştırılmamalıdır. Sebebi bilinmemekle beraber aşırı beslenen kişilerde sık rastlanmaktadır.Kanı ürik asitten temizlemek için, hastalığın başlangıcında, sülfatlı sular çok iyi netice vermektedir. Radyoaktif sular da mafsal ağrılarının giderilmesinde kullanılabilir. Gut hastalığı ile birlikte böbrekte taş teşekkül etmiş ise sodalı su içmesi tavsiye edilmektedir.

Uyarı : Her kaplıcanın özelliğine göre bir faydalanma biçimi vardır. Kiminin suyu içilirken kimi ile banyo yapılır, bir diğerinin çamur veya buharından yararlanılır. Doktora danışmadan, kulaktan dolma bilgi ile kaplıcaya gitmemek gerekir. Hangi kaplıcanın hastalığınıza iyi geleceğine, ne kadar müddetle faydalanacağınıza ancak doktor karar vermelidir. Günde kaç defa, ne zaman ve ne miktarda kür uygulanacağı yine doktor tarafından tavsiye edilmiş olmalıdır.

Kaynak :http://afacantermalotel.tripod.com/hastalik/damla.htm

Not : Kaplıca Yönetmeliğine göre T.C. sağlık Bakanlığından Kaplıca İşletme İzni Alanların listesi illere göre düzenlenmiş ve bu tesislerde hangi hastalıkların tedavi olabileceği (Endikasyonu) belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığından ruhsatlı tesisler ile bu tesislerde hangi hastalıkların tedavi edilebileceği hakkında bilgi almak için lütfen sağdaki İlleri tıklayınız. Örneğin Çanakkale İlindeki Ruhsatlı Kaplıca Tesisleri ve bu tesislerde tedavi edilebilecek hastalıklar hakkında bilgi almak için “Çanakkale Kaplıca Tesisleri “ni tıklayınız.

Fethiye

Leave a comment

Fethiye, beyaz dişleriyle gülümseyen bir huzurun altın ışıltısını ve baharın en güzel aşk şarkılarını kulağınıza fısıldadığı, büyülü bir yer.

Büyüyü yaratan zamanın biraz dışında, şiirden biraz öte, baharda biraz daha parlak.

Palmiye yapraklarının altında, soldaki koyda sessizce teknelerin yapıldığı, diğer tarafın usulca ötelere taşındığı sulara bakan bir barda oturmuş, şarabımı yudumluyorum.

Hafiften bir meltem esiyor, lacivert bir akşam oluyor ben içtikçe.

Baharın, boş arsada top oynamaya giden çocuklar gibi Mayıs’tan Haziran’a geçişini izliyorum.

Bacchus’un solukları duyuluyor ötelerden.

Kim bilir, beklide Fethiye’yi çeviren on iki adadaki on iki şövalye de zamanın sarhoşluğuyla kendinden geçmiştir…

Bense, bembeyaz dalgalar gibi köpüren, taylar gibi dört nala özgürce koşan bahara içiyorum.

Bahara ve çevremde elle dokunulacak kadar yoğunlaşan, lacivert akşama…

Hilal gözlerini kırpıyor, ben en çok hilalli gecelere çıkıyorum çünkü. Ben kendimden ne zaman çıksam, lacivert bir akşam oluyor, kıpır kıpır yıldızlar beliriyor gökyüzünde.

Tüm anılarımı sulara döküp, yeni bir sayfa açarak, bahara giriyorum böyle bir gecede.

Çünkü bahara girmekle, bir kadını sevmek arasında pek bir fark yoktu. Bahar insanı coştururken, aşksa aklını başından alıyordu. En güzel aşk şarkılarını mırıldanıyordu bahar ve aşk, hilalli gecelerde… Sırtımızdan vurana kadar, hayatımızı seve seve emanet ediyorduk onlara.

Sonra hayatı en güzel anlatan sözcüklerden biri olan “süreç” devreye giriyor, aşklar ayrılığa, kış bahara dönüyordu yavaş yavaş…

Bize kışı ve ayrılığı belli bir süre de olsa unutmanın hazzını yaşatmak için geliyordu onlar.

Her aşk, kadını ve erkeği, ateşle barut gibi sımsıkı bir araya getiriyor, onlardan yeni bir silah yaratıyordu.

Her dolu silahsa, olması gerektiği gibi günün birinde patlıyordu…

Bahar ve aşk, barış ve sevişmek ne kadar birbirine yakışıyorsa; kış ve ayrılık, savaş ve nefret de o derece korkunç bir yüzle karşımıza çıkıyordu.

O küçük hayatlarıyla insanlar giriyordu hayatımıza… Ve çoğu aynı hızla gelip geçiyorlardı hayatımızdan. Aşka ve bahara aldırmadan…

Bense içiyorum.

Kadehimi böyle hilalli bir gecede, bu suların karşısındaki Olimpos’a ve oradaki Tanrılara kaldırıyorum.

Sarhoş olmanın bir gerekçesi olarak, atalarımız tarafından icat edilen o münasip Tanrı’ya kaldırıyorum kadehimi…

Ben içtikçe lacivert bir gece oluyor…

Herkes baharı ve aşkı ıskalayıp Hades’e gömülürken, bense bahara ve aşka doğru yanıyorum…

Çünkü yandıkça aşkı ve ateşi hak ediyor tenim.

Böyle zamanlarda, hırsızlar için fazlaca parlak ve âşıklar için yeterince karanlık hilalli geceler eşlik ediyor bana…

Fethiye gecelerinde bir kadeh kırmızı şarap, Bacchus’a ve Ömer Hayyam’a inat, bahara ve aşka yaraşıyor.

…Ve ben her gece kırmızı şarabımı yudumlayıp, biraz daha aşka ve bahara karışıyorum Fethiye’nin hilalli gecelerinde…

2 Haziran 2006,

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=28572